Ana içeriğe atla

Saçma olduğu için mi inanıyorum?

‘Credo quia absurdum’ Latince bir sözdür ve şu anlama gelir: İnanıyorum çünkü saçmadır. Tertullian’a atfedilen bu sözle onun ve onunla birlikte Hristiyan inancının mantıklı olmayan bir görüş olduğu ileri sürülmektedir. Peki, bu iddia Tertullian’ın açıklamalarını ve düşüncelerini doğru bir şekilde yansıtmakta mıdır? Bu kısa yazıda hep birlikte bu soruya yanıt aramaya çalışacağız. Tertullian De Carne Christi (ca. 203-206) adlı eserinde şu ifadeleri kullanır:

Crucifixus est dei filius; non pudet, quia pudendum est.
Et mortuus est dei filius; credibile prorsus est, quia ineptum est.
Et sepultus resurrexit; certum est, quia impossibile.

Çevirisi:

Tanrı’nın Oğlu doğdu:
Utanç yoktur, çünkü bu utanç doludur.
Tanrı’nın Oğlu öldü:
Bu tamamen güvenilirdir, çünkü güvenilmezdir/hatalıdır.
Ve gömülmüş, dirilmiştir:
Bu kesindir, çünkü imkânsızdır.

Tertullian’ın sözleri sıklıkla bir yanlış anlama nedeniyle katı fideistik bir görüş gibi yansıtılır. Fideizm sözcüğü, Latince iman anlamına gelen fides kelimesinden türetilmiştir. Fideizm görüşüne göre, dini inanç sistemleri akli değerlendirmeye tabi değildir. Örneğin, 'Tanrı’nın varlığına ve O’nun bizi sevdiğine iman ettik' demek, ‘biz bunları hiçbir delile ve muhakemeye dayanmadan kabul ettik ve Tanrı’nın bizi sevdiğini ispatlamaya ya da çürütmeye çalışan hiçbir şeyimiz olsun istemiyoruz’ demektir.[1] Fakat yaklaşımda göze çarpan ilk problem Tertullian’ın sözlerinde ‘absurdum’ sözcüğünün değil, ‘ineptum’ sözcüğünün kullanılmasıdır. Webster’ın New World Sözlüğüne ‘absurd’ sözcüğü ‘açıkça doğru olmayan’ ya da ‘mantıksız’ anlamına gelir. Tertullian’ın kullandığı ‘ineptum’ sözcüğü ise, akılsız, gülünç, bilgece olmayan şeklinde çevrilebilir.

İkinci ve en önemli husus ise, cümlenin nasıl bir bağlam içerisinde ve neye binaen kullanıldığıdır. Daha önce duydunuz mu bilmiyorum ama Kutsal Kitap yorum biliminde (yani Hermönütik) ‘Bağlam kraldır’ diye bir söz vardır. Bir cümleyi bağlamından çıkarıp kendi hedefiniz doğrultusunda herhangi bir anlam şablonu içerisine hapsedebilirsiniz (yorum biliminde bu ‘eisegesis’ olarak adlandırılır). Fakat bu, cümlenin anlamını tahrif etmekten başka bir şey olmayacak ve aynı zamanda ‘Korkuluk Mantık Hatası’ türünden bir hata yapılmış olacaktır. Kısacası sözü bağlamı dışında kullanmak hatalı ve yanıltıcı sonuçlar ortaya çıkaracaktır. Bu nedenle Tertullian’ın bu sözünün hangi bağlamda ve neden söylendiğinin doğru bir şekilde ortaya konulması gerekir.

Tertullian Mesih’in beden alması üzerine yazdığı ‘De Carne Christi’ adlı eserde Mesih’in beden almadığını iddia eden, bunu inkâr eden ya da buna farklı anlamlar yükleyen sapkın grupları eleştirmektedir. Gnostisizm akımının düşüncelerini benimseyen ve Mesih’in beden almadığını dolayısıyla da doğmadığını söyleyen Marcion’a, beden aldığını kabul eden ama doğmadığını söyleyen Apelles ve öğrencilerine ya da beden alıp doğduğunu kabul eden ama bunlara farklı anlamlar yükleyen Valentinusçuluğa yanıt vermektedir.

Bu eserinde Mesih’in beden alamayacağı iddialarını tek tek ele alarak hem Kutsal Kitap hem de mantık çerçevesinde çürütmeye çalışır. Aslında bu, inancın mantıksız olduğunu söyleyen bir kişi için tuhaf bir durum olurdu sanırım. Marcion’a göre Mesih’in beden alamayacak olmasının iki nedeni vardır: 1) Bunun Tanrı için imkânsız olması ve 2) Aynı zamanda tehlikeli olmasıdır. Çünkü ona göre, Tanrı’nın insan olması kendi doğasında bir değişime neden olabilir ve dolayısıyla bu da Tanrı olmayı durdurması anlamına gelebilir. De Carne Christi adlı bu kitapta Tertullian bu iddiaları hem mantıksal hem de teolojik açıdan ele alarak çürütmeye çalışır. Bu makalenin ilgisi dışında olduğu için Tertullian’ın argümanlarını burada sıralamayacağız, fakat isteyenler verilen linkten Tertullian’ın açıklamasına ulaşabilirler.[2] Tertullian daha sonrasında Pavlus’un Korintlilere yazdığı mektuptan alıntılayarak Marcion’a bir soru yöneltir ve der ki:

‘‘Eğer bu ayeti de silmediysen[3] şuna bak Marcion, ‘Ne var ki, Tanrı bilgeleri utandırmak için dünyanın saçma saydıklarını, güçlüleri utandırmak için de dünyanın zayıf saydıklarını seçti.’ Bu saçma şeyler nedir? İnsanın tek gerçek Tanrı’ya ibadet etmeye doğru dönüştürülmesi, hatanın reddedilmesi mi? Doğruluğa, iffete, merhamete, sabra, her tür masumiyete ilişkin talimat mı? Hayır, bunlar saçma şeyler değildir. O zaman burada neye işaret edildiğini tahkik et. Eğer bunları keşfettiğini farz ediyorsan bunlardan herhangi biri doğarak aramıza gelen –hatta bir bakireden doğan- bir Tanrı inancı kadar saçma olabilir mi?

Aslında metnin bağlamına, yukarıda alıntılanan sözün öncesine, baktığımızda Tertullian’ın Pavlus’un Korintlilere yazdığı mektuba işaret ettiği görülür. 1. Korintliler 1:18’de şöyle der:

Çarmıhla ilgili bildiri mahva gidenler için saçmalık, biz kurtulmakta olanlar içinse Tanrı gücüdür. 

Buradaki bağlama baktığımızda ‘çarmıhla ilgili bildirinin’ Yahudiler ve Grekler açısından saçma olarak görüldüğü/değerlendirildiği bildirilir. Bu noktada şunun altını çizmek önemlidir: Alıntılanan ayet Tanrı’nın varlığı için hiçbir delilin olmadığı anlamına gelmez. Çünkü Pavlus Romalılar mektubunda Tanrı’nın varlığına ilişkin delilin çok açık olduğunu ve Müjdeyi duymayanların bir bahanesinin olmadığını ifade etmiştir (Romalılar 1:19-20). Dahası 1. Korintliler’in bağlamı Tanrı’nın varlığı üzerine değil, O’nun çarmıh aracılığıyla kurtuluş planı üzerinedir. Burada aynı zamanda çarmıhla ilgili bildirinin içsel olarak saçma ve tuhaf olduğu değil; ama dünyanın kendi sistemi içerisinde bu mesajın insanlar tarafından saçma olarak adlandırıldığı şeklinde ifade edilebilir. Tertullian da bunu şu şekilde vurgular:

Hangisi Tanrı için daha utanç vericidir, doğması mı yoksa ölmesi mi? Bir beden taşıması mı yoksa çarmıhı taşıması mı? Sünnet olması mı yoksa çarmıha gerilmesi mi? Ahırda yatırılması mı yoksa mezara gömülmesi mi?

Tanrı’nın beden alıp aramıza gelmesi, acı çekmesi, ölmesi hatta çarmıh gibi utanç verici bir idam aracı ile ölmesi bugün de birçok insana saçma gelmektedir. Burada şunu belirtmeliyim ki ‘saçma gelmektedir’ fakat saçma değildir. Alman matematikçi ve filozof Gottfried W. Leibniz’ın (1646-1716), Thedicy adlı kitabında da ifade ettiği gibi Tertullian, Müjdenin saçma ya da mantık dışı olduğunu değil, fakat sadece saçma gibi göründüğünü ifade etmiştir.[4] Dikkat edilmelidir ki burada Tanrı’nın varlığından değil, Tanrı’nın açığa vurduğu çarmıha dayanan kurtuluş planından bahsedilmektedir.

Sonuç olarak Tertullian’ın bu açıklamalarındaki bağlam, akılla ilgili değil bilgelikle ilgilidir. Mantıkla ilgili değil; ama bu dünyanın bilgeliği ya da geleneği ile ilgilidir. 

Dipnotlar:


[1] M. Peterson, W. Hasker, B. Reichenbach, D. Basinger, Akıl ve İnanç, Küre Yayınları, 2014, s. 109.

[2] www.tertullian.org

[3] Markion Yeni Antlaşma metinlerinin birçoğunu kabul etmemiş ve kendi oluşturduğu kanona dâhil etmemiştir. Tertullian bu sözünde onun bu hareketine işaret eder.

[4] Leibniz, Gottfried W., Theodicy, Open Court, La Salle, IL, s. 101.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kutsal Kitap, Genç Dünya Yaklaşımı ve Evrenin Yaşı

“Başlangıçta Tanrı göğü ve yeri yarattı” Yaratılış 1:1 ‘‘Sonuç olarak, hiç kimse, hayale kapılıp kendini bilmez bir şekilde, Tanrı Sözü Kitabı’nın ve Tanrı’nın İşleri Kitabı’nın kutsallığını ve felsefesini tam olarak anlayabileceğini düşünüp savunmasın; bunun yerine, iki alanda da bitmek bilmeyen bir kendini geliştirme çabasına girişsin.’’ Francis BACON XX. yüzyıla gelene kadar birçokları tarafından materyalist felsefenin bir uzantısı olarak evrenin bir başlangıcı ve sonu olmadığı düşünülüyordu. Materyalist felsefeye göre, sadece ve sadece madde gerçekti. Madde dışında hiçbir şey yoktu ve madde ezeli ve ebediydi. XX. yüzyılın önemli düşünürlerinden Bertrand Russell ‘İşte evren, karşımızda duruyor ve hepsi bu!’ derken aslında anlatmak istediği tam olarak buydu. Materyalist felsefenin bir yan ürünü olarak önerilen evren modelinde, evren statik halde varlığını sürdüren bir yapıydı. Sonsuz evren modeli varlığını  Big Bang  yani Büyük Patlama teorisinin ortaya konmasına kadar sürdü...

Garner’ın Hristiyanlığa Karşı Tarihsel Argümanının Kısa Analizi

Diriliş argümanı, ölümünün ardından İsa’ya ne olduğunu açıklamaya çalışan hipotezler arasında “Tanrı Nasıralı İsa’yı ölümden diriltti” açıklamasının tarihsel anlatı içerisinde en iyi açıklama olduğunu ileri süren bir argümandır ve en iyi açıklamaya çıkarım şeklinde adlandırılan argüman yapısını kullanır. Bu yazıda çok kısaca Jonathan David Garner’ın “Hristiyanlığa Karşı Tarihsel Argüman” adlı kısa yazısını değerlendireceğim. Öncelikle en iyi açıklamaya çıkarım konusunda tarihsel bir vakayı incelerken dikkat edilmesi gereken önemli noktaları hatırlayalım. Tarihçi C. B. McCullagh, “Justifying Historical Descriptions” adlı eserinde tarihçilerin en iyi açıklamayı elde etmede kullandıkları altı ölçütü paylaşmaktadır: (1) açıklayıcı kapsam, (2) açıklama gücü, (3) akla yatkınlık, (4) daha az ya da hiç ad hoc bulundurmama, (5) kabul edilen inançlar ile uyum ve (6) bu beş koşulu yerine getirmede rakip hipotezlerden daha başarılı olma. [1] Tarihsel açıdan en iyi açıklamaya çı...

Pavlus vs. Bilgelik?

Pavlus’un 1. Korintliler’de geçen ifadeleri genellikle Hristiyan inancının "saçma olan" üzerine kurulu olduğu iddiasını göstermek üzere kullanılır. Pavlus burada gerçekten akıl ve iman arasında bir karşıtlığa mı işaret etmektedir? Metnin yapısını ve yorumbilimsel analizleri bir kenara bırakıp yalnızca sade bir mantıksal analiz yaparak bir sonuca ulaşabilir miyiz? Bir deneyelim… Şöyle bir argüman ortaya koymak mümkündür: (1) 1. Korintliler Mektubu'na göre Pavlus Hristiyan Bildirisi (Çarmıh ile ilgili bildiri) ile 'Yunan bilgeliği' ve 'Yahudi doğaüstücülüğü' arasında aynı bağlamda bir karşıtlık kullanır. (2) Bu karşıtlık özsel/ilkesel ise Pavlus’a göre Hristiyan bildirisi, Yunan bilgeliği ve Yahudi doğaüstücülüğü ile çelişir. (3) Hristiyan bildirisi Yahudi doğaüstücülüğü ile çelişmez. 3.1. Hristiyan bildirisi, Yahudi Mesih inancı ile uyumlu şekilde mucizelere (ör. diriliş) dayanır. (4) O halde Müjde bildirisi ile Yunan bilgeliği arasında özsel/ilkesel bir ...