Ana içeriğe atla

%100 Hatalı: Kristolojik Bir Korkuluk


Hristiyanlık eleştirisi söz konusu olunca ülkemizde dile getirilen belirli türden ezber bazı itirazlar var. Maalesef bu itirazların büyük çoğunluğu korkuluk hatasından (straw-man fallacy) muzdarip olmaktan öteye geçemeyen türden eleştiriler oluyor. Bunlardan bir tanesini sizinle birlikte tartışmak istiyorum.

Bu itiraz Kristoloji, yani İsa Mesih’e ilişkin doktrin/öğreti konusunda dile getirilen bir eleştiridir. Aslında hepiniz belki duymuşsunuzdur: “İsa %100 Tanrı ve %100 insan olamaz. Bu en basit matematik veya mantık kurallarına aykırı!”

Peki bu itiraz neden korkuluk hatasından muzdariptir? Bunun en açık sebebi Hristiyanlık tarihindeki doktrinsel açıklamalara baktığımızda, yani Hristiyanlar açısından önem arz eden bildirilere baktığımızda, böyle bir ifadenin kullanılmadığını görüyor oluşumuzdur. Söz gelimi meşhur Ekümenik Konsilleri dikkatle inceleyecek olursanız %100 ifadesini görmezsiniz. Örneğin İsa’nın tabiatını tartışan Kadıköy Konsili’ndeki ifadelere bakalım…
Biz … ikrar ederiz ki bir ve aynı Oğul, Rabbimiz İsa Mesih, uluhiyette aynı şekilde mükemmel ve insanlıkta da mükemmel, hakiki anlamda Tanrı ve hakiki anlamda insan, makul bir ruh ve bedene sahip; uluhiyete nisbetle Baba ile aynı cevherden ve insanlığa nisbetle bizimle aynı cevherden; günah hariç her şeyde bizim gibi; uluhiyete nisbetle çağlar öncesinden Baba‘nın edindiği oğul ve günümüzde bize nisbetle bizim için ve bizim kurtuluşumuz için, Tanrı‘nın Annesi Bakire Meryem‘den doğma; bir ve aynı Mesih, Oğul, Edinilen Tek Oğul, iki tabiatlı olduğu zihin karışıklığı olmaksızın, değişim olmaksızın, bölünme olmaksızın, ayrışma olmaksızın kabul edilmelidir; tabiatlar arasındaki fark, birlik sebebiyle hiçbir şekilde ortadan kalkmış değildir, fakat daha ziyade her bir tabiatın niteliği korunur, tek Kişilikte [prosopon] ve tek Hipostas‘ta [hypostasis] eş zamanlı olarak bulunur, iki Kişiliğe bölünmemiş veya ayrılmamış; fakat bir ve aynı Oğul ve tek doğurulan Tanrı, Kelime, Rab İsa Mesih…[1] (italikler bana aittir)
Burada %100 ifadesi geçmemekle birlikte “hakiki anlamda” ifadesi geçiyor. Bunun varyasyonlarını (ör. tamamen Tanrı ve tamamen insan) da yapmak mümkündür. Bu şekilde bakıldığında apaçık tutarsızlık iddiası ortadan kalkmaktadır. Elbette bu öğretiye başka itirazlar da yapılabilir -ki yapılıyor- onları da ele alıp tartışabiliriz. Ancak benim burada vurgulamak istediğim şey Hristiyanlığa dair bir doktrinin doğru bir şekilde sunulmak yerine onun daha zayıf ve temsili bir özelliği olmayan bir versiyonunun bahsedilmesidir.

Fakat diyelim ki bazı Hristiyanlar bu terminolojiyi kullanıyor olsun. O zaman ne söylenebilir?

O durumda bile eleştiriler korkuluk hatası muzdarip olmaya devam edecektir, çünkü her ne kadar yüzey grameri açısından “%100” ifadesi ile “hakiki anlamda” ifadeleri farklı olsa da derin gramer de manaları aynıdır. Dolayısıyla kendimizi yüzeysel bir okumadan kurtarıp asıl manaya odaklandığımızda itirazın aynı sorundan muzdarip olduğunu görebiliriz.

Ayrıca en temelde şunu da belirtmek gerekir ki bir durumda çelişki olup olmadığını anlamak için meselenin iç yüzünün daha yakından incelemek ve olaya fine-grained bir perspektif ile bakmak gerekir. Her ne kadar %100 insan ve %100 Tanrı olması ilk bakışta çelişki gibi görünse de -%200 olur mu canım!- Kadıköy konsilindeki ifadeleri dikkate aldığımızda özünden bir çelişki barındırmadığını görürüz. Şöyle ki bu durumda bir çelişki olabilmesi için % olarak ifade ettiğimiz sayıların aynı şeye referansta bulunması gerekir. Ancak Kilise Babalarının belirttiği gibi bunların referansları yani tabiatları farklıdır. %100 insan olması insan tabiatı ve %100 Tanrı olması Tanrı tabiatını işaret eder. Eğer Nasıralı İsa iki tabiata sahipse o zaman matematiksel formül %200 olmaz, 200’de 200 olacaktır. Başka bir deyişle bir gurbetçinin söz gelimi %100 Türk vatandaşı olmak ile birlikte %100 Alman vatandaşı olması gibi. Veyahut bir kişinin etnik olarak %100 Süryani olup aynı zamanda yurttaş olarak %100 Türk vatandaşı olması buna örnek olarak verilebilir. Dolayısıyla eğer Hristiyan karşıtı bir argüman öne sürülmek isteniyorsa, yapılması gereken bir kişinin hem X hem de Y ülkesinin vatandaşı olamayacağını göstermektir. Neyse bu kadar kopya yeterli olmuştur sanırım. Belki daha iyi karşı argümanlara vesile olur.

Özetle, bu itirazın korkuluk olması sebebiyle zayıf olması enkarnasyon doktrinin tümüyle açık ve itirazlardan münezzeh olduğu anlamına gelmiyor. Ancak bu itiraz bize bir şey hatırlatacaksa, öncelikle, meselelerin çoğunlukla ifade edildiğinden daha karmaşık olduğunu hatırlatmalıdır. Rasyonel varlık olma iddiası taşıyan biz insanların iddiaları ve düşünceleri doğru ve sabırlı şekilde etüt etmesi rasyonel kalmaya devam etmemiz açısından büyük önem taşır.

Esenlikle,


Dipnot:

[1] William L. Craig, “Enkarnasyon’un İnsicamı”, Çev. Fehrullah Terkan, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, C. 50, N: 2, 2009, s. 206.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kutsal Kitap, Genç Dünya Yaklaşımı ve Evrenin Yaşı

“Başlangıçta Tanrı göğü ve yeri yarattı” Yaratılış 1:1 ‘‘Sonuç olarak, hiç kimse, hayale kapılıp kendini bilmez bir şekilde, Tanrı Sözü Kitabı’nın ve Tanrı’nın İşleri Kitabı’nın kutsallığını ve felsefesini tam olarak anlayabileceğini düşünüp savunmasın; bunun yerine, iki alanda da bitmek bilmeyen bir kendini geliştirme çabasına girişsin.’’ Francis BACON XX. yüzyıla gelene kadar birçokları tarafından materyalist felsefenin bir uzantısı olarak evrenin bir başlangıcı ve sonu olmadığı düşünülüyordu. Materyalist felsefeye göre, sadece ve sadece madde gerçekti. Madde dışında hiçbir şey yoktu ve madde ezeli ve ebediydi. XX. yüzyılın önemli düşünürlerinden Bertrand Russell ‘İşte evren, karşımızda duruyor ve hepsi bu!’ derken aslında anlatmak istediği tam olarak buydu. Materyalist felsefenin bir yan ürünü olarak önerilen evren modelinde, evren statik halde varlığını sürdüren bir yapıydı. Sonsuz evren modeli varlığını  Big Bang  yani Büyük Patlama teorisinin ortaya konmasına kadar sürdü...

Garner’ın Hristiyanlığa Karşı Tarihsel Argümanının Kısa Analizi

Diriliş argümanı, ölümünün ardından İsa’ya ne olduğunu açıklamaya çalışan hipotezler arasında “Tanrı Nasıralı İsa’yı ölümden diriltti” açıklamasının tarihsel anlatı içerisinde en iyi açıklama olduğunu ileri süren bir argümandır ve en iyi açıklamaya çıkarım şeklinde adlandırılan argüman yapısını kullanır. Bu yazıda çok kısaca Jonathan David Garner’ın “Hristiyanlığa Karşı Tarihsel Argüman” adlı kısa yazısını değerlendireceğim. Öncelikle en iyi açıklamaya çıkarım konusunda tarihsel bir vakayı incelerken dikkat edilmesi gereken önemli noktaları hatırlayalım. Tarihçi C. B. McCullagh, “Justifying Historical Descriptions” adlı eserinde tarihçilerin en iyi açıklamayı elde etmede kullandıkları altı ölçütü paylaşmaktadır: (1) açıklayıcı kapsam, (2) açıklama gücü, (3) akla yatkınlık, (4) daha az ya da hiç ad hoc bulundurmama, (5) kabul edilen inançlar ile uyum ve (6) bu beş koşulu yerine getirmede rakip hipotezlerden daha başarılı olma. [1] Tarihsel açıdan en iyi açıklamaya çı...

Pavlus vs. Bilgelik?

Pavlus’un 1. Korintliler’de geçen ifadeleri genellikle Hristiyan inancının "saçma olan" üzerine kurulu olduğu iddiasını göstermek üzere kullanılır. Pavlus burada gerçekten akıl ve iman arasında bir karşıtlığa mı işaret etmektedir? Metnin yapısını ve yorumbilimsel analizleri bir kenara bırakıp yalnızca sade bir mantıksal analiz yaparak bir sonuca ulaşabilir miyiz? Bir deneyelim… Şöyle bir argüman ortaya koymak mümkündür: (1) 1. Korintliler Mektubu'na göre Pavlus Hristiyan Bildirisi (Çarmıh ile ilgili bildiri) ile 'Yunan bilgeliği' ve 'Yahudi doğaüstücülüğü' arasında aynı bağlamda bir karşıtlık kullanır. (2) Bu karşıtlık özsel/ilkesel ise Pavlus’a göre Hristiyan bildirisi, Yunan bilgeliği ve Yahudi doğaüstücülüğü ile çelişir. (3) Hristiyan bildirisi Yahudi doğaüstücülüğü ile çelişmez. 3.1. Hristiyan bildirisi, Yahudi Mesih inancı ile uyumlu şekilde mucizelere (ör. diriliş) dayanır. (4) O halde Müjde bildirisi ile Yunan bilgeliği arasında özsel/ilkesel bir ...